SEVMEK YALANI VE YANILSAMASI ÜZERİNE
“oysa sevgi duygudan ziyade bir mevcudiyet biçimidir.’
David Richo,
Günlerdir aynı şeyi düşünüyorum
Gülerdir aynı şeyi susuyorum dişlerimi parçalayarak
Günlerdir günler geçmiyordu böyle!…
Geçmiyor bilincimin ağır toplarına maruz kalmış yanlışlıklarım ellerine sevgilimin…
“Sevgilim sevmek;en çok ihbar edilmiş dudaklarına süzülen gözyaşlarında senin.Ah öpsem süzülüşünü düşlerinin dudaklarından.
Ah sevmek ve ihanet…
Ah sevgilim seversem bir ihanet ihtimali…
Ah seversem bir ayrılık!….
Sevgilim,sevmek; henüz yaşanmamış bir günün kaderini tayin etmek,atamak!..
Ah sevgilim sevmek ve intihar hapları…
Sevmek bu yüzyılda yanlış tüketilmiş bir soru…
Duymak yok aklın yanlışlığını..duygular yok….düşünmek var sevgilim uzun yaz Gecelerinde seni alabildiğine aydınlık…
Düşlemek yıldızlara fon gök yüzünü!..ah sevgilim bütün sevmeler kendine yönelmekten…
Düşünmekten kendini düşünen hayvanın!..
-ben düşünmesem böyle titreyişini dudaklarımın ,seni sevmek yok mesela-
Ah sevgilim bir sen varsın bir de sevmek yalanı!…
Yok!Olmasını istemek bu akıl cağında alafranga tuvaletlere taşlarla gitmeyi istemek demek!Sevmek yok…Günlerdir işte bunu düşünüyorum ve yıllardır olmadığını biliyorum.İnsanlığın ilk ilişkilerden tutun da benim son ilişkime kadar buyrun gelin!Sevmek adına hiçbir şey bulamazsınız yanılmak istemezseniz.Ama sanırım bunu hiç kimse yapacak kadar kendinin esiri değil!.Herkes Maslow’un ihtiyaclar hiyerarşisinde kendi basamağında yaşıyorken,benim böyle bir şeye neden kalkıştığımı anlamak için Maslow’un son basamağında olmanız gerekir..Kaçınızı o basamaktasınız -ben hiç kimse ile karşılaşmadım o basamaklarda- bilmiyorum…
Ama size ispatlamak gibi bir derdim de yokken neden bunu şimdi yatağımda yıldızları izlerken ve aklımın,yaşadığım son ayrılığı almadığını düşünürken,neden şimdi bu saatte,bu bilgisayarın başındayım bilmiyorum…Çoğumuzun neden bir insanı sevdiğini bilmediği gibi…
Bilmiyorum..
Evet…Bir insanın sevme nedenlerinden başlamalıyım sanırım;başımızdan…O iki omzumuz üzerinde yük olan ve çoğu zaman sadece başkalarının söylemiş olduklarını yapmayı düşünmek için kullandığımız aparatımızdan bahsediyorum!..Başınızdan.Bunları yazıyorum çünkü ben de sizin sevme nedenlerinize yakın bir nedenle bunu yapıyorum;kendimi tatmin etmek için…Bunu kaçımız birbirimize söyleyebiliyor,bilmiyorum…Çoğunuzun benim şimdiye kadar ne anlatmak istediğimi bilmediği gibi.
-ey okur şimdiye kadar anlamadıysan lütfen devam etme-
Konumuz sevmek yanılsaması!..
İlk insanların bir araya geliş nedenleri neyse yüzyılımız insanının da sevmek yanılgısına düşme nedeni aynıdır…Bizler atalarımızın doğaya karşı duydukları seslerden-işte bu bir duyudur-,görmüş oldukları görüntülerden-kafaları iyiydi büyük ihtimalle-dolayı düşündükleri yersiz ve gereksiz korkuları yüzünden bir arada yaşamak zorunda bırakılmış dünyalılarız…Bunu inkar eden,eğer kadınsa ayakta işemeyi ve eğer erkekse penisi üzerinde zıplamaya çalışıyor demektir.
İşte atalarımızın o korkuları bizi maalesef bir arada yaşamak zorunda bıraktı… Daha sonra insanlar o zamanlar yani ilkel dediğimiz [ki o zamanlar günün bir iki saati çalışmak yetiyordu ve bu sürede balık avlamak ya da biraz böğürtlen toplamak yetiyordu karnımızı doyurmak için.. Hiç olmadı bir maymunu kovalayıp muzunu elinden düşürmeye çalışırdıkJ O zamanlar bile ekmek davası için başkasının ekmeğine göz koymak vardı.Bu yazmayı düşündüklerimi aştığı için ve ayrıca bir konu olduğu için buna şimdilik değinmeyeceğim ama siz ne demek istediğimi zaten anladınız.-ey okur bu son ihtarımdır eğer hala anlamadıysan lütfen burada artık okumayı bırak- Ve günün kalan zamanlarında ya gider güzel kız için(neden güzel kızı tercih ettiklerini artık siz bu yazıyı okuyup bitirdikten sonra anlayacaksınız ya da zaten artık bazıları bu yazıyı okumayı bıraktığı için siz devam edenler bunu biliyorsunuzdur )önce kavga eder sonra gidip insani egolarını tatmin ederdi.Ya da bazılarımız mağara duvarlarına gidip avlamış olduklarını v.s(çok gereksiz bir ölüm biçimi) çizerdi.Kimimiz ise uzanır bir yüksekliğe rüzgarı teninde hissederek ve rüzgarla yol alarak hayal kurardı…O zamanlar kuşlar gibiydik ve çiçekler gibi…]dediğimiz insanlar bitkilerin tohumlarını fak ettiler.O oblomovlar (kimileri bunlara tiral diyor)yaşamı kendileri için kolaylaştırmak adına sebzeleri dağlardan gidip bulmak yerine bahçe dediğimiz alanlarında yetiştirmeye başladırlar ve evler yaptılar,önce kulübeler…Sonra işte bir arada yaşamak zorunda bırakıldık.Bunun için üzülmenize beş dakika ayırıyorum…
Lütfen üzülün!
Üzülmeniz geçtiyse ,öyle düşünüyorum bazılarında başlamadı ama neyse,şimdi bir arada yaşamanın sorunlarına geçmem gerekiyor;çekin üzüntünüzü geçeyim…
Sonra evler çoğaldı ve bu mülkiyet dedikleri doğa hırsızlığı..Sonra hırsızın hırsızları türedi..Sonra para bulundu,sonra işçiler oluştu,sonra patronlar,sonra fabrikalar,sonra dünya savaşları!Sonra ölüm ve sonra açlık…(Söz konusu sonralardan sonra neler oldu siz okumaya devam edenler biliyorsunuz zatenJ)Ve anlaşıldı ki artık o ilkel insanlar bizim seks ihtiyacımızı nasıl karşılayacağımızı bile belirlemişler ve o geç anlayanlar buna kültür dedi…Hani o bizim kimin yaşadığını bilmediğimiz ve bizim de onların neslinden olmamızdan dolayı yaşamak zorunda olduklarımızdan bahsediyorum …Şu kültür dediklerinden…
Evet(kahretsin bu sefer hayır diyecektim) artık yatak odası felsefesi diye kitaplar bile var…Karınızla sevgilinizle ya da namusuna göz diktiğimiz kadınla,kızla şöyle sevişin diyor doktor hastalar! Sevişmek bile artık kutu gibi;köşeleri bile belli,şekli var…Çünkü artık sevmenin tarihi bulundu…Sevmenin yanılgısı sistemlerin ağzını sulandıran ve bizi maymunlaştırıp düşüncelerimizi –elimizdeki o muzu-o güzelim ilkel zamanlardaki insanlar gibi elimizden almak için bizi bir kadının peşinden koşturuyorlar şimdi..Zahmet bile etmeden yerlerinden…Eğer Leo Buscaglia bunu fark etmeseydi bütün hayatını adadığı sevgi profesörlüğünden sonra sizce de intihar eder miydi! Size biraz bu adamdan söz etmek istiyorum…Hayır hayır ben sözünü bile etmeyeceğim size internetten araştırıp sonunda bulduğum-emeğimi takdir edin lütfen-şu açıklamayı vermem en uygunu:“Hayatını, 40 yaş üzeri sevgi kelebeği anneler ve 14 yaşında kız çocukları için mutluluk hayalleri formülleri yazarak kazanan, sevgi kelebeği, İtalyan yazar.
Bu yazarın kitaplarını ya aşk nedir merak eden romantik bir ortaokul öğrencisinin çantasında, yada annenizin okuduğu kitapların bulunduğu rafta bulabilirsiniz.Bir gün kapıyı açtığınızda anneniz size aptalca bir gülümseme ile bakıp, “seni seviyorum yavrum, sevgi paylaşarak çoğalır, bundan sonra her gün birbirimize seni seviyorum diyeceğiz” diyor ve babanız içeriden “delirdi bu kadın delirdi” diyorsa anlayın ki anneniz de artık bir Leo buscaglia okuyucusudur.”
Evet konumuz sevmek yalanı!…
Ama daha önce duygu dediğimiz şeyden de bahsetmem gerekecektir.(Bunun için sabırsızlanıyordumJ)
Evet duygu:Hani Çağla Şikel ve bilumum popüler kültür maymunlarının da kullandığı sahip olduğunu söylediği şey .Ne kadar kötü;daha doğrusu olmayan bir şeyden söz ettiklerine bakar mısınız.Duygularından (duygu kelimesini Mevlana da kullandı,İbrahim Tatlıses’in tecavüzüne uğradığı için duygularının incindiğini söyleyen dansöz Sibel Gökçe de)evet duygularından bahseden bir insana onu nerende hissediyorsun diye sormak geçiyor içimden her zaman…Biz insanların belirli ihtiyaçlarını karşılaması için akıllarımızın bize verdiği emirlere duygu diyorlar.Örnek ya da delil bekliyorsunuz değil mi ?Tamam,buyrun:
“En önemlisi oksitosin denilen hormon… Özellikle kadınların gebelik ve süt verme dönemlerinde ortaya çıkan bu hormonun 20 yıl öncesine kadar sadece rahim kaslarını gevşeterek doğumu kolaylaştırdığı zannediliyordu. Oysa aşkın doğasını bilimsel yöntemlerle anlatmaya çalışan Michel Odent, “Aşkın Bilimsel Yüzü” kitabında bu hormondan bolca bahsediyor. İngiliz yazar Odent, oksitosinin tüm düşünceleri değiştirebileceğini iddia ediyor.
Orgazm sırasında bolca salgılanan bu hormon sevecen bir davranış, dokunuş, kucaklayışla bile ortaya çıkıyor. O ortaya çıktıkça aşk duyguları da kabarıyor. Komiktir ama her zaman olduğu gibi farelerden örnek vermek gerekirse, oksitosin enjekte edilen erkek farelerde de anaç davranışlara rastlanıyor. Peki bu hormonu herkes eşit seviyede mi salgılıyor? Kesinlikle hayır!”
Bu bilimsel bilgi, sizi;benim dost ortamlarında söylediklerime ya annelik duygusu diye ağzını açabilenler kadar umarım tatmin etmiştir…
Bilimsel bu bilgiden sonra size hala eksik kalan bir şeyden söz etmem gerekiyor
Hani çoğumuzun kalbini gösterip ben aha şuramda bir şey hissediyorum onu düşündüğümde.Yok onu seviyorum hiçbir karşılık beklemiyorum diyenler,ben gerçekten senden bir şey beklemiyorum yalanını söyleyenler,sen benim için çok değerlisin diyenler ,ki bunu söyleyenler diğerlerine göre daha dürüstler zira evet gerçekten seks ihtiyacımızı karşılayan şeyler bizim için değerlidir,ve benzeri benim aklımın almadığı cümleler kuran bilumum cemaatten insanlar için de bilimin –ki bilime karşı değilim ama taraf olduğumu da söyleyemem -ispatlamış oluğu birkaç bilgi vermeliyim.Buyrun hep beraber bakalım:
“ Beyin: Aşk moleküllerinin merkez santralidir. Özlem, umut, arzu, mutluluk ve üzüntü gibi tüm düşünceler burada oluşur.
Hipofiz: Beyinde bulunur. Vasopin, prolaktin, oksitosin gibi önemli seksüel hormonların salgılanmasını sağlar. Oksitosin hormonunun olduğu yerde aşk rüzgarı esmeye başlar. Bu hormon yakınlık, şefkat ve erotizm duygularını uyandırır. Kadınların sevişme sırasında zevk almasına yardım eder.
Hipotalamus: Beynin arka kısmında bulunur. Onunla birlikte aşk ve arzuya ilişkin tüm fonksiyonlar ayarlanır.
Limbik sistem: Beyinde bulunur ve romantik aşk duyguları uyandırır.
Apokrin bezleri: Göğüslerin başlangıç yerlerinde bulunur. Pheromon salgılar. Bu insanları bilinçdışı olarak sekse yönelten bir kokudur. Partner seçimini de etkiler.
Böbreküstü bezleri: Vücuttaki östrojen ve testosteron hormonlarını ayarlar. Ayrıca kimi nasıl çekici bulacağımızı belirleyen steroid adlı hormonun üretildiği yer de burasıdır.
Yumurtalıklar: Kadınlık hormonu, östrojen ve progesteronun kaynağıdır.
Testisler: Testosteron burada üretilir. Bu erkeklerde sekse karşı arzu uyandırır.
Evet konumuz sevmek yalanı
ve hiç kimse herhangi bir yerinde hiçbir şey hissetmiyor…Asıl olan şey bizim bazı şeylerle donatıldığımız ve vücudumuzun(ah aklın demeyi unuttum;siz bilenler anlıyorsunuz zaten) bu donatılanların ihtiyacını karşılaması gerektiği…Herkes özellikleri yüklenmiş bir aygıt gibi vücudunun,egosunun tatmini için yaşıyor ve kendisi için yaşanılmasını istiyor..Hiç kimse kimseyi sevmiyor,hepimiz gel beni tatmin et diyor(sanırım o zamanların aklı önde gelen biri bu çok kaba olur,biz buna seni seviyorum diyelim demiş ve herkes de bunu kabul etmiş olacak.En azından Türkçesi böyle olmuş sanıyorum)uz …İlk insandan bu yana birileri başka birileriyle bu ihtiyacını karşılıyordu.Şimdi bu yüzyılda iş sadece fanteziye dönüşmüş hepsi bu!..
Şimdi hala sanırım birileri:” peki bunu da anladık ama …” diyecektir, ben de aması maması kalmadı bu işin diyeceğim!…
“ah öpsem süzülüşünü düşlerinin dudaklarından
ah sevmek ve ihanet…
ah sevgilim seversem bir ihanet ihtimali…
ah seversem bir ayrılık!….
ah sevgilim sevmek ve intihar hapları…
düşlemek yıldızlara fon gök yüzünü!..
ben düşünmesem böyle titreyişini dudaklarımın ,seni sevmek yok sevgilim…
ah sevgilim bir sen varsın bir de sevmek yalanı!…
Ey okur artık kimseye seni seviyorum diyerek yalan söylemeyeceğin konusunda yemin edebilirsin!
xale xaluq