Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

SON EROSPUMLA SON FUHUŞUM

SON EROSPUMLA SON FUHUŞUM

28/3/2008 ·

 

 

 

 

Talanı yazılmış ömrümün ey sokak çıkmazı erospularım!

her aşk kendi ömrüne sürgün yaşanır

her sürgün aşk için yeni bir talan!

aşk ki sorusu olmayan bir cevap muammasız

birine bir şiirin ip uçlarını verir intiharı için

birine susmak için bir neden…

ah bir bir asılır işte o zaman günahlar

affedin beni ey erospularım…

ayrılık bütün aşklar için bilindik bir son

 

 

dilimde harf kanaması geçiren “seni seviyorum’un” faili erospularım!

üç günün günahı yoktur

çilesi vardır gün çarmıhının…

ve günler ki durmak bilmeyen bir kan kaybıdır yaşamasını bilenler için

zamansa bir orospunun umut sokağı

ah sen ey en son erospum!

bir yudum şarap ver dilime  dudaklarından

sonra yut dilimi…

- susmak olsun bunun adı

 

 

bir kağıt ver bana sevgilim bir de kalem

bu gece bütün iyi kadınlara kötü şeyler yazasım  tuttu elimi

geceyiyse gök yüzün…

dur ağzımdan alma şu küfrü

sevişmek yasak bana biraz buradan

ah susarsam intihar de eder sözcükler

dilimde kanar bir erospunun ihaneti

ihanet ki bütün aşklar için tar û mâr…

ve işte o zaman başlar ego mastürbasyonlar…

iklimleri değişir kalbin

sonu olur sonbahar aşk denilen fuhuşun….

 

 

ah hükümsüz tanrılarım erospular

hangi coğrafyanın ikliminde  gök alıp başını

yoluna düşmüştür ki  kayan yıldızının

kanayan…

yüzünü hangi gök aldı senin…

yollarındır bütün kalışlar

bilirim

gitmek bir aşkı bitirenler için yerleşkelerdir

ve durmadan gitmek bir aşkın uçurum sonsuzluğu

gitmek bir kentte birini kendi ateşine vermek

durarak kalamamak gitmek…

gel bir daha ayrılalım diyor bir erospu!

bir dahası olmaz aşkın…

 HALUK YARBATAK

SESSİZ VE SEDASIZ ZAMANLAR İÇİN PORNOGRAFİK ÇIKMAZLAR

29/2/2008 ·

 

 

 

Coğrafyasını bilmediğim esmer teninde

eski  sayılır biraz  sevişmenin  tarihi

ben bilmezden geliyorum sense bilmiyorsun

aşk vücudun için dünyanın en eski haritası

ve hiçbir ölçek küçültemez memelerin arasındaki uçurumu

esmer teninde senin  bir delikanlının unuttuğu yirmi birinci yüzyıl uzvu

ve esmer tenine senin dağlı  ve hayvani açlığım…

çöl susamışlığım…

esmer tenine senin Afrikalı bir açlık dudaklarım

seninse dudakların tebessüm kaçağı,usta firari

ah seni öpmeye nerden başlamalı…

 

HALUK YARBATAK

 

 

 

                               SEVMEK YALANI VE YANILSAMASI ÜZERİNE

  “oysa sevgi duygudan ziyade bir mevcudiyet biçimidir.’

                                                                      David Richo,

 

 

Günlerdir aynı şeyi düşünüyorum

Gülerdir aynı şeyi susuyorum dişlerimi parçalayarak

Günlerdir günler geçmiyordu  böyle!…

 

Geçmiyor bilincimin ağır toplarına maruz kalmış yanlışlıklarım ellerine sevgilimin…

“Sevgilim sevmek;en çok ihbar edilmiş dudaklarına süzülen gözyaşlarında senin.Ah öpsem süzülüşünü düşlerinin dudaklarından.

Ah sevmek ve ihanet…

Ah sevgilim seversem bir ihanet ihtimali…

Ah seversem bir ayrılık!….

Sevgilim,sevmek; henüz yaşanmamış bir günün kaderini tayin etmek,atamak!..

Ah sevgilim sevmek ve intihar hapları…

Sevmek bu yüzyılda yanlış tüketilmiş bir soru…

Duymak yok aklın yanlışlığını..duygular yok….düşünmek var sevgilim uzun yaz Gecelerinde seni alabildiğine aydınlık…

Düşlemek yıldızlara fon gök yüzünü!..ah sevgilim bütün sevmeler kendine yönelmekten…

Düşünmekten kendini düşünen hayvanın!..

-ben düşünmesem böyle titreyişini dudaklarımın ,seni sevmek yok mesela-

Ah sevgilim bir sen varsın bir de sevmek yalanı!…

 

Yok!Olmasını istemek bu akıl cağında alafranga tuvaletlere taşlarla gitmeyi istemek demek!Sevmek yok…Günlerdir işte bunu düşünüyorum ve yıllardır olmadığını biliyorum.İnsanlığın ilk ilişkilerden tutun da benim son ilişkime kadar buyrun gelin!Sevmek adına hiçbir şey bulamazsınız yanılmak istemezseniz.Ama sanırım bunu hiç kimse yapacak kadar kendinin esiri değil!.Herkes Maslow’un ihtiyaclar hiyerarşisinde kendi basamağında yaşıyorken,benim böyle bir şeye neden kalkıştığımı anlamak için Maslow’un son basamağında olmanız gerekir..Kaçınızı o basamaktasınız -ben hiç kimse ile karşılaşmadım o basamaklarda- bilmiyorum…

 

Ama size ispatlamak gibi bir derdim de yokken neden bunu şimdi yatağımda yıldızları izlerken ve aklımın,yaşadığım son ayrılığı almadığını düşünürken,neden şimdi bu saatte,bu bilgisayarın başındayım bilmiyorum…Çoğumuzun neden bir insanı sevdiğini bilmediği gibi…

Bilmiyorum..

 

Evet…Bir insanın sevme nedenlerinden başlamalıyım sanırım;başımızdan…O iki omzumuz üzerinde yük olan ve çoğu zaman sadece başkalarının söylemiş olduklarını yapmayı düşünmek için kullandığımız aparatımızdan bahsediyorum!..Başınızdan.Bunları yazıyorum çünkü ben de sizin sevme nedenlerinize yakın bir nedenle bunu yapıyorum;kendimi tatmin etmek için…Bunu kaçımız birbirimize söyleyebiliyor,bilmiyorum…Çoğunuzun benim şimdiye kadar ne anlatmak istediğimi bilmediği  gibi.

-ey okur şimdiye kadar anlamadıysan lütfen devam etme-

 

Konumuz sevmek yanılsaması!..

 

İlk  insanların bir araya geliş nedenleri neyse yüzyılımız insanının da sevmek yanılgısına düşme nedeni aynıdır…Bizler atalarımızın doğaya karşı duydukları seslerden-işte bu bir duyudur-,görmüş oldukları görüntülerden-kafaları iyiydi büyük ihtimalle-dolayı düşündükleri yersiz ve gereksiz korkuları yüzünden bir arada yaşamak zorunda bırakılmış dünyalılarız…Bunu inkar eden,eğer kadınsa ayakta işemeyi ve eğer erkekse penisi üzerinde zıplamaya çalışıyor demektir.

 

İşte atalarımızın o korkuları bizi maalesef bir arada yaşamak zorunda bıraktı… Daha sonra insanlar o zamanlar yani ilkel dediğimiz [ki o zamanlar günün bir iki saati çalışmak yetiyordu ve bu sürede balık avlamak ya da biraz böğürtlen toplamak yetiyordu karnımızı doyurmak için.. Hiç olmadı bir maymunu kovalayıp muzunu elinden  düşürmeye çalışırdıkJ O zamanlar bile ekmek davası için başkasının ekmeğine göz koymak vardı.Bu yazmayı düşündüklerimi aştığı için ve ayrıca bir konu olduğu için buna şimdilik değinmeyeceğim ama siz ne demek istediğimi zaten anladınız.-ey okur bu son ihtarımdır eğer hala anlamadıysan lütfen burada artık  okumayı bırak- Ve günün  kalan zamanlarında ya gider güzel kız için(neden güzel kızı tercih ettiklerini artık siz bu yazıyı okuyup bitirdikten sonra anlayacaksınız ya da zaten artık bazıları bu yazıyı okumayı bıraktığı için siz devam edenler bunu biliyorsunuzdur )önce kavga eder sonra gidip insani egolarını tatmin ederdi.Ya da bazılarımız mağara duvarlarına gidip avlamış olduklarını v.s(çok gereksiz bir ölüm biçimi) çizerdi.Kimimiz ise uzanır bir yüksekliğe rüzgarı teninde hissederek ve rüzgarla yol alarak hayal kurardı…O zamanlar kuşlar gibiydik ve çiçekler gibi…]dediğimiz insanlar bitkilerin tohumlarını fak ettiler.O  oblomovlar (kimileri bunlara tiral diyor)yaşamı kendileri için kolaylaştırmak adına sebzeleri dağlardan gidip bulmak yerine bahçe dediğimiz alanlarında yetiştirmeye başladırlar ve evler yaptılar,önce kulübeler…Sonra işte bir arada yaşamak zorunda bırakıldık.Bunun için üzülmenize beş dakika ayırıyorum…

Lütfen üzülün!

 

Üzülmeniz geçtiyse ,öyle düşünüyorum bazılarında başlamadı ama neyse,şimdi bir arada yaşamanın sorunlarına geçmem gerekiyor;çekin üzüntünüzü geçeyim…

Sonra evler çoğaldı ve bu mülkiyet dedikleri doğa hırsızlığı..Sonra hırsızın hırsızları türedi..Sonra para bulundu,sonra işçiler oluştu,sonra patronlar,sonra fabrikalar,sonra dünya savaşları!Sonra ölüm ve sonra açlık…(Söz konusu sonralardan sonra neler oldu siz okumaya devam edenler biliyorsunuz zatenJ)Ve anlaşıldı ki artık o ilkel insanlar bizim seks  ihtiyacımızı nasıl karşılayacağımızı bile belirlemişler ve o geç anlayanlar buna kültür dedi…Hani o bizim kimin yaşadığını bilmediğimiz ve bizim de onların neslinden olmamızdan dolayı yaşamak zorunda olduklarımızdan bahsediyorum …Şu kültür dediklerinden…

 

Evet(kahretsin bu sefer hayır diyecektim) artık yatak odası felsefesi diye kitaplar bile var…Karınızla sevgilinizle ya da namusuna göz diktiğimiz kadınla,kızla şöyle sevişin diyor doktor hastalar! Sevişmek bile artık kutu gibi;köşeleri bile  belli,şekli var…Çünkü artık sevmenin tarihi bulundu…Sevmenin yanılgısı sistemlerin ağzını sulandıran ve bizi maymunlaştırıp düşüncelerimizi –elimizdeki o muzu-o güzelim  ilkel zamanlardaki insanlar  gibi elimizden almak için bizi bir kadının peşinden koşturuyorlar şimdi..Zahmet bile etmeden yerlerinden…Eğer  Leo Buscaglia bunu fark etmeseydi bütün hayatını adadığı sevgi profesörlüğünden sonra sizce de intihar eder miydi! Size biraz bu adamdan söz etmek istiyorum…Hayır hayır ben sözünü bile etmeyeceğim size internetten araştırıp sonunda bulduğum-emeğimi takdir edin lütfen-şu açıklamayı vermem en uygunu:“Hayatını, 40 yaş üzeri sevgi kelebeği anneler ve 14 yaşında kız çocukları için mutluluk hayalleri formülleri yazarak kazanan, sevgi kelebeği, İtalyan yazar.
Bu yazarın kitaplarını ya  aşk nedir merak eden romantik bir ortaokul öğrencisinin çantasında, yada annenizin okuduğu kitapların bulunduğu rafta bulabilirsiniz.Bir gün kapıyı açtığınızda anneniz size aptalca bir gülümseme ile bakıp, “seni seviyorum yavrum, sevgi paylaşarak çoğalır, bundan sonra her gün birbirimize seni seviyorum diyeceğiz” diyor ve babanız içeriden “delirdi bu kadın delirdi” diyorsa anlayın ki anneniz de artık bir Leo buscaglia okuyucusudur.”

 

 

 

Evet konumuz sevmek yalanı!…

 

Ama daha  önce duygu dediğimiz şeyden de bahsetmem gerekecektir.(Bunun için sabırsızlanıyordumJ)

 

Evet duygu:Hani Çağla Şikel ve bilumum popüler kültür maymunlarının da kullandığı sahip olduğunu söylediği  şey  .Ne kadar kötü;daha doğrusu olmayan bir şeyden söz ettiklerine bakar mısınız.Duygularından (duygu kelimesini Mevlana da kullandı,İbrahim Tatlıses’in tecavüzüne uğradığı için duygularının incindiğini söyleyen dansöz Sibel Gökçe de)evet duygularından bahseden bir insana onu nerende hissediyorsun diye sormak geçiyor içimden her zaman…Biz insanların belirli ihtiyaçlarını karşılaması için akıllarımızın bize verdiği emirlere  duygu diyorlar.Örnek ya da delil bekliyorsunuz değil mi ?Tamam,buyrun:

 

“En önemlisi oksitosin denilen hormon… Özellikle kadınların gebelik ve süt verme dönemlerinde ortaya çıkan bu hormonun 20 yıl öncesine kadar sadece rahim kaslarını gevşeterek doğumu kolaylaştırdığı zannediliyordu. Oysa aşkın doğasını bilimsel yöntemlerle anlatmaya çalışan Michel Odent, “Aşkın Bilimsel Yüzü” kitabında bu hormondan bolca bahsediyor. İngiliz yazar Odent, oksitosinin tüm düşünceleri değiştirebileceğini iddia ediyor.
Orgazm sırasında bolca salgılanan bu hormon sevecen bir davranış, dokunuş, kucaklayışla bile ortaya çıkıyor. O ortaya çıktıkça aşk duyguları da kabarıyor. Komiktir ama her zaman olduğu gibi farelerden örnek vermek gerekirse, oksitosin enjekte edilen erkek farelerde de anaç davranışlara rastlanıyor. Peki bu hormonu herkes eşit seviyede mi salgılıyor? Kesinlikle hayır!”

Bu bilimsel bilgi, sizi;benim dost ortamlarında söylediklerime ya annelik duygusu diye ağzını açabilenler kadar umarım tatmin etmiştir…

 

Bilimsel bu bilgiden sonra size hala eksik kalan bir şeyden söz etmem gerekiyor

 

Hani  çoğumuzun kalbini gösterip ben aha şuramda bir şey hissediyorum onu düşündüğümde.Yok onu seviyorum hiçbir karşılık beklemiyorum diyenler,ben gerçekten senden bir şey beklemiyorum yalanını söyleyenler,sen benim için çok değerlisin diyenler ,ki bunu söyleyenler diğerlerine göre daha dürüstler zira evet gerçekten seks ihtiyacımızı karşılayan şeyler  bizim için değerlidir,ve benzeri benim aklımın almadığı cümleler kuran bilumum cemaatten insanlar  için de bilimin –ki bilime karşı değilim ama taraf  olduğumu da  söyleyemem -ispatlamış oluğu birkaç bilgi vermeliyim.Buyrun hep beraber bakalım:

 

“  Beyin: Aşk moleküllerinin merkez santralidir. Özlem, umut, arzu, mutluluk ve üzüntü gibi tüm düşünceler  burada oluşur.

  Hipofiz: Beyinde bulunur. Vasopin, prolaktin, oksitosin gibi önemli seksüel hormonların salgılanmasını sağlar. Oksitosin hormonunun olduğu yerde aşk rüzgarı esmeye başlar. Bu hormon yakınlık, şefkat ve erotizm duygularını uyandırır. Kadınların sevişme sırasında zevk almasına yardım eder.

 Hipotalamus: Beynin arka kısmında bulunur. Onunla birlikte aşk ve arzuya ilişkin tüm fonksiyonlar ayarlanır.

Limbik sistem: Beyinde bulunur ve romantik aşk duyguları uyandırır.

Apokrin bezleri: Göğüslerin başlangıç yerlerinde bulunur. Pheromon salgılar. Bu insanları bilinçdışı olarak sekse yönelten bir kokudur. Partner seçimini de etkiler.

Böbreküstü bezleri: Vücuttaki östrojen ve testosteron hormonlarını ayarlar. Ayrıca kimi nasıl çekici bulacağımızı belirleyen steroid adlı hormonun üretildiği yer de burasıdır.

Yumurtalıklar: Kadınlık hormonu, östrojen ve progesteronun kaynağıdır.

Testisler: Testosteron burada üretilir. Bu erkeklerde sekse karşı arzu uyandırır.

 

Evet konumuz sevmek yalanı

 

ve hiç kimse herhangi bir yerinde hiçbir şey hissetmiyor…Asıl olan şey bizim bazı şeylerle donatıldığımız ve vücudumuzun(ah aklın demeyi unuttum;siz bilenler anlıyorsunuz zaten) bu donatılanların ihtiyacını karşılaması gerektiği…Herkes özellikleri yüklenmiş bir aygıt gibi vücudunun,egosunun tatmini için yaşıyor ve kendisi için yaşanılmasını istiyor..Hiç kimse kimseyi sevmiyor,hepimiz gel beni tatmin et diyor(sanırım o zamanların aklı önde gelen  biri bu çok kaba olur,biz buna  seni seviyorum diyelim demiş ve herkes de bunu  kabul etmiş olacak.En azından Türkçesi böyle olmuş sanıyorum)uz …İlk insandan bu yana birileri başka birileriyle bu ihtiyacını karşılıyordu.Şimdi  bu yüzyılda  iş sadece fanteziye dönüşmüş hepsi bu!..

 

Şimdi hala sanırım birileri:” peki bunu da anladık ama …” diyecektir, ben de  aması maması kalmadı bu işin diyeceğim!…

 

 

 “ah öpsem süzülüşünü düşlerinin dudaklarından

ah sevmek ve ihanet…

ah sevgilim seversem bir ihanet ihtimali…

ah seversem bir ayrılık!….

ah sevgilim sevmek ve intihar hapları…

düşlemek yıldızlara fon gök yüzünü!..

ben düşünmesem böyle titreyişini dudaklarımın ,seni sevmek yok sevgilim…

ah sevgilim bir sen varsın bir de sevmek yalanı!…

 

Ey okur artık kimseye seni seviyorum diyerek yalan söylemeyeceğin konusunda yemin edebilirsin!

 

 

 

xale xaluq

UÇURTMA AVCISI- Khaled Hosseini

 

Uçurtma Avcısı (Özel Basım)

Uçurtma Avcısı (Özel Basım)
Khaled Hosseini
Everest Yayınları
Fiyatı : 9,90 TL
ilknokta : 7,92 TL
% 20 indirim
Temmuz 2008, ISBN: 978-975-289-517-1
Temin süresi: 1-3 iş günü
Uluslar arası çoksatar listesine girmiş ve 8 milyonu aşkın kişi tarafından okunmuş olan Uçurtma Avcısı, hem 2006 hem de 2007′de Penguin/Orange Readers’s Group Ödülü’nü kazandı.
Emir ve Hasan, Kabil’de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk… Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir’le Hasan’ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California’ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan’ın hatırasından kopamaz.
Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları… Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı’nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü…

ABD’de yayımlanan haber dergisi Newsweek, “tüm zamanların en iyi 100 kitabı” listesini yayımladı.
Liste, aralarında İngiliz Daily Telegraph ve The Guardian gazeteleri ile ABD’li talk show sunucusu Oprah Winfrey’nin Kitap Kulübü’nün de bulunduğu 10 farklı en iyi kitap listesinin tercihlerine dayanarak oluşturuldu. Newsweek’in “listelerin listesi” olarak nitelendirdiği sıralama, farklı kitapların söz konusu 10 listede ne kadar sıklıkla ve üst sıralarda yer aldığına göre belirlenen bir puanlama sistemiyle hazırlandı. Sadece İngilizce yazılan ve İngilizce’ye çevrilen kitaplara yer veren 10 listenin ‘farklı okur tercihlerini yansıttığının varsayıldığı’ belirtildi.

***

1- Savaş ve Barış / Lev Tolstoy
2- 1984 / George Orwell
3- Ulysses / James Joyce
4- Lolita / Vladimir Nabokov
5- Ses ve Öfke / William Faulkner
6- Görünmez Adam / Ralph Ellison
7- Deniz Feneri / Virginia Woolf
8- İlyada ve Odysseia / Homeros
9- Gurur ve Önyargı / Jane Austen
10- İlahi Komedya / Dante Alighieri
11- Canterbury Hikâyeleri / Geoffrey Chaucer
12- Gulliver’in Gezileri / Jonathan Swift
13- Middlemarch / George Eliot
14- Ruhum Yeniden Doğacak / Chinua Achebe
15- Çavdar Tarlasında Çocuklar (Gönülçelen) / J. D. Salinger
16- Rüzgâr Gibi Geçti / Margaret Mitchell
17- Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez
18- Muhteşem Gatsby / F. Scott Fitzgerald
19- Madde 22  / Joseph Heller
20- Sevgili / Toni Morrison
21- Gazap Üzümleri / John Steinbeck
22- Geceyarısı Çocukları / Salman Rüşdi
23- Cesur Yeni Dünya / Aldous Huxley
24- Mrs. Dalloway / Virginia Woolf
25- Native Son / Richard Wright
26- Amerika’da Demokrasi / Alexis de Tocqueville
27- Türlerin Kökeni / Charles Darwin
28- Herodot Tarihi / Heredot
29- Toplum Sözleşmesi / Jean-Jacques Rousseau
30- Kapital / Karl Marx
31- Prens / Niccolo Machiavelli
32- İtiraflar / St. Augustine
33- Leviathan / Thomas Hobbes
34- Pelopponnes Savaşlarının Tarihi / Tukididis
35- Yüzüklerin Efendisi / J. R. R. Tolkien
36- Winnie the Pooh / A.A Milne
37- Aslan, Cadı ve Dolap / C.S Lewis
38- Hindistan’a Bir Geçit / E. M. Forster
39- Yolda / Jack Kerouac
40- Bülbülü Öldürmek / Harper Lee
41- İncil
42- Otomatik Portakal / Anthony Burgess
43- Ağustos Işığı / William Faulkner
44- Siyah İnsanların Ruhları / W. E. B. Du Bois
45- Engin Sargossa Denizi / Jean Rhys
46- Madam Bovary / Gustave Flaubert
47- Kayıp Cennet / John Milton
48- Anna Karennina / Leo Tolstoy
49- Hamlet / William Shakespeare
50- Kral Lear / William Shakespeare
51- Othello/ William Shakespeare
52- Soneler / William Shakespeare
53- Çimen Yaprakları / Walt Whitman
54- Huckleberry Finn’in Maceraları / Mark Twain
55- Kim / Rudyard Kipling
56- Frankenstein / Mary Shelley
57- Süleyman’ın Şarkısı / Toni Morrison
58- Guguk Kuşu / Ken Kesey
59- Çanlar Kimin İçin Çalıyor? / Ernest Hemingway
60- Mezbaha 5 / Kurt Vonnegut
61- Hayvan Çiftliği / George Orwell
62- Sineklerin Tanrısı / William Golding
63- Soğukkanlılıkla / Truman Capote
64- Altın Defter / Doris Lessing
65- Kayıp Zamanın İzinde / Marcel Proust
66- Büyük Uyku / Raymond Chandler
67- Döşeğimde Ölürken / William Faulkner
68- Güneş de Doğar / Ernest Hemingway
69- Ben, Claudius / Robert Graves
70- Yalnız Bir Avcıdır Yürek / Carson McCullers
71- Oğullar ve Sevgililer / D. H. Lawrence
72- Kralın Adamları / Robert Penn Warren
73- Git Onu Dağda Anlat / James Baldwin
74- Charlotte’un Sevgi Ağı / E.B. White
75- Karanlığın Yüreği / Joseph Conrad
76- Gece / Elie Wiesel
77- Tavşan Kaç / John Updike
78- Masumiyet Çağı / Edith Wharton
79- Portnoy’un Feryadı / Philip Roth
80- Bir Amerikan Trajedisi / Theodore Dreiser
81- The Day of the Locust / Nathanael West
82- Yengeç Dönencesi / Henry Miller
83- Malta Şahini / Dashiell Hammett
84- Kuzey Işıkları Üçlemesi / Philip Pullman
85- Death Comes for the Archbishop / Willa Cather
86- Düşlerin Yorumu / Sigmund Freud
87- Henry Adams’ın Eğitimi / Henry Adams
88- Mao’dan Sözler / Mao Zedong
89- Dinsel Deneyim Çeşitleri / William James
90- Brideshead Revisited / Evelyn Waugh
91- Sessiz Bahar / Rachel Carson
92- İstihdam, Kazanç ve Para Genel Teorisi / John Maynard Keynes
93- Lord Jim / Joseph Conrad
94- Goodbye to All That / Robert Graves
95- The Affluent Society / John Kenneth Galbraith
96- Söğüt Ağaçlarındaki Rüzgâr / Kenneth Grahame
97- Malcolm X’in Otobiy. / Alex Haley ve Malcolm X
98- Eminent Victorians / Lytton Strachey
99- Renklerden Mor / Alice Walker
100- İkinci Dünya Savaşı / Winston Churchill

AVRUPA YAKASI FİNAL BÖLÜMÜ İZLE

http://www.dailymotion.com/video/x9ois9_avrupa-yakasy-final_shortfilms

Gecenin Kanatları Filmi 2009

21665

Türkücülükle başlayan kariyerini yönetmenlikle devam ettiren ve bundada gayet başarılı olan Mahsun Kırmızgül ”Beyaz Melek” ve ”Güneşi Gördüm” gibi sosyal içerikli filmlerinden sonra bu seferde aşk filmi çekiyor.

Filmin ismi ”Gecenin Kanatları” başrollerini Erkan Petekkaya ve Murat Ünalmış’ın paylaşacağı filmin kast ve hazırlık çalışmaları hala devam ediyor. Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm adlı filmleri ile gişede toplamda 6 milyona yakın bir seyirci kitlesine ulaşan Mahsun Kırmızıgül’ün, üçüncü filmi için aşk teması seçmesi sinemacıları şaşırttı. Sinemacılar “Mahsun, çok başarılı ve önemli bir yönetmen yaptığı iki filmde farkını ortaya koydu. Mahsun’nun sosyal konuların dışında şehirde geçen bir aşk filmi. Nasıl olacak inanın bizler de çok merak ediyoruz. Ama yaptığı filmleri baz alırsak çok önemli bir yapım olacak ” dediler. 11 Aralık 2009’da vizyona girecek olan filmin konusu hakkında bir açıklama yapmayan Boyut Film yetkilileri, büyük bir titizlikle hazırlıkları devam eden yeni film ‘Gece’nin Kanatları’nın da diğer filmler gibi sinema tarihine adını yazdıracağını söylediler.

Surrogates Filmi 2009

surrogatesteaserposter

Yapım: 2009 ~ ABD

Tür: Aksiyon, Bilim Kurgu, Korku

Oyuncular: Bruce Wilis, Radha Mitchell, Ving Rhames, Rosamund Pike

Yönetmen: Jonathan Mostow

Gösterim Tarihi: 25 Eylül 2009 (Türkiye)

Konusu: Surrogates 2054 yılında, insanların dış dünyayla sadece vekil robotlar(surrogates) aracılığıyla iletişim kurduğu bir gelecekte geçiyor. Başrolde FBI ajanı Greer’ı canlandıran Bruce Willis var. Willis’in yanında diğer bir FBI ajanı rolünde ise Silent Hill’de de başrolde izlediğimiz ve son dönemlerde yıldızı parlayan Radha Mitchell var. Filmde olaylar vekil robotların mucidinin de içinde olduğu gizemli bir cinayet etrafında gelişiyor.

YAHŞİ BATI FİLMİ 2010

cem
Cem Yılmaz’ın AROG filminde rol alan Zafer Algöz, ünlü şovmenin yaz aylarında yeni filmini çekeceğini ve kendisinin de rol alacağını söyledi.

Basında da yer aldığı gibi Cem Yılmaz’ın bir kovboy filmi yapacağını anlatan Zafer Algöz, filmin ismini de açıkladı. Cem Yılmaz’ın filminin isminin ‘Yahşi Batı’ olacağını belirten Algöz, “Bu sefer bir yerli kovboy filmi olacak. Ağustos ayının başında başlayacağız. Zaten hikayeyi Cem aylar öncesinden AROG setinde de anlatıyordu. Giderek onu geliştirmiş bir şekilde. İsmi ‘Yahşi Batı’. 2-3 gün önce de birlikteydik, senaryoyu baştan sona kadar anlattı. Bu sefer yine çok güleceğiz, öyle görünüyor” diye konuştu.

Cem Yılmaz’ı da öven Zafer Algöz, “Benim için Türkiye’de bir numara. Onun yaptığı her işte küçücük bir rol bile oynamak benim için çok büyük mutluluk” dedi.

Eski Gönderiler »