***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
1.Dünya savaşı sonunda, itilaf Devletleri, Osmanlı Devleti ile 30 Ekim 1918’ de Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzaladılar ve Anadolu’ yu işgal etmeye başladılar. İzmir’in işgalinden bir süre sonra meydanı boş bulan Yunan Alayı, komutanları Stavriano-pulos emrinde 20.5.1919 sah günü Torbalı’ yı işgal etmişlerdir.Yunan Askerleri Torbalı’ nın çeşitli noktalarına, Dağkızılca, Ayrancılar, Karakuyu, Helvacı ve Yazıbaşı köylerine jandarma karakolu kurarlar. Karakuyu’ daki karakol, Kara Hasan’ ın kendi evidir.Evlerine gelen Yunanlı Komutan Elpidios, Kara Hasan’ ın genç karısına sahip olmak istemiş fakat direnince O’ nu orada öldürmüştür.Bu sırada oğlu küçük Ömer ile civar köye giden Kara Hasan, baskından kurtulmuştur.Yunanlılardan kaçan bir köylü, yolda gördüğü Kara Hasan’ a olanları anlatmıştır.Karısının öldürüldüğünü duyan Kara Hasan çılgına dönmüş, küçük oğlu Ömer’ i de yanına alarak dağa çıkmıştır.Karakol komutanını öldürmeye yemin eden Kara Hasan, gösterişli atı ile karakollara sık sık baskınlar düzenlenmesinden dolayı Yazıbaşı ve Helvacı Karakolları boşatılacaktır. Kendisi artık Yunan’ lıların aradığı ve öldürülecek birisidir. O da Yunan işgaline karşı tepkili çevre köylerdeki arkadaşlarını da toplayarak çete kurar. Artık Efe ve 18 arkadaşı Yunanlıların belalısı haline gelmiştir.Tire ve Ödemiş’ ten katılan yiğitlerle Kuvayı Milliye ruhuyla çete oluşturan Kara Hasan’ la baş edemeyeceğini anlayan Elpidios, bir tuzak kurmaya karar verir.Tire’li Hamit’ in ailesini rehin alır ve O’ na küçük oğluyla haber gönderir.İki gün boyunca babasını dağlarda arayan Ruşen sonunda babasını bulur ve gizlice seslenir;
“- Yunanlılar dedemi, ninemi, anamı ve kardeşlerimi rehin aldılar.Eğer baban, Kara Hasan’ ı yakalamamıza yardım ederse, Onları serbest bırakırız…Git babana haber ver, diyerek beni gönderdiler…”
“- Vay kahpeler vay…Yiğitlik bu mudur? Bunun adına kalleşlik denir…Ne istediniz kadınlardan, yaşlı ve çocuklardan? Çıkın erkek gibi dövüşelim ulen! ..Esirleri nereye götürdüler oğlum? ”
“- Meydandaki büyük camiye doldurdular.Onlara türlü işkenceler yapıyorlar…”
“- Bunları Kara Hasan’ a anlatmam lazım.Bizim kalleşlik yapacak kadar kancık bir Millet olduğumuzu mu sanıyor bu itler…”
Tire’ li Hamit olanları Kara Hasan’ a anlatır.Kara Hasan duygulanır ve Hamit’ e sarılır.Daha önce öldürdüğü Yunan askerlerinin elbiselerini eline alarak;
“- Oğlun Ruşen’ le Ömer mağarada kalacaklar.Akşama köye baskın yapıp aileni ve köylüleri kurtarmamız lazım.Hazırlanın üç koldan hareket edeceğiz.Ödemiş’ li Gökmehmet ve Cemal sizin teniniz beyaz.Bu Yunan askeri kıyafetlerini giyip, köyün içine girerek mavzerleri ele geçirin! …Alın şu kırmızı mendilleri kıyafet değiştirince kolunuza bağlayın ki sizleri Yunan askeri sanıp vurmayalım! ..”
Yazan: Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN- BÖLÜM-2- ***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
Hava kararınca köye üç koldan hareket ederler.Köy meydanında kalabalık bir Yunan askeri birliği vardır.Gördükleri Yunan askerlerini öldürüp içeriye sızmaya başlarlar.Çatışma seslerini uzaktan takip eden Elpidios yanındaki adamlarıyla birlikte caminin top atışlarıyla havaya uçurulmasını emrini verir.Bir çok kendi askeri ve çetecilerin savaştığı alana yapılan top atışları sonucu yüzlerce insan havaya uçar.Sadece Kara Hasan sağ kurtulmuştur.Elpidios kahkaha atarak yanındaki askerleriyle birlikte, Karakuyu’ daki karargahına doğru kaçar. Yunanlılar, Torbalı ve civarlarındaki köyleri işgal ederek, halkın canına ve malına göz dikmişlerdir.Akla hayale gelmeyecek işkenceler yaparak, çoluk çocuk demeden köylüleri katletmişlerdir.Karakuyu’ da bulunan Yunan birliklerinin başındaki Elpidios, öldürdükleri Türk kadınlarının boyunlarında ve kollarındaki altınları bir karavanaya doldurmuş zengin olma hayalleri kurmaktadır.Hayalleri bir süre sonra suya düşecektir. Türk milleti işgal hareketleri karşısında vatanını kurtarmak için yer yer direniş hareketlerini başlatmıştır. Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı’nın son safhasıdır. 30 Ağustos “Başkomutanlık Meydan Muharebesi” nde bir gün içinde Yunan ordusunun en önemli bölümü etkisiz hale getirilmiş, böylece kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam bir başarıyla uygulanmıştır. 1 Eylül’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordulara bir bildiri yayımlayarak şu tarihi emrini vermiştir: “Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve yurtseverlik kaynaklarını yarışırcasına esirgemeden vermeye devam eylemesini isterim. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri! ”. Böylece Yunan ordularının akıbeti de belirlenmiştir. Türk süvarileri üç yılı aşkın süredir yas çeken İzmir halkının sevinç göz yaşları arasında İzmir’e girer.Süvariler, İzmir’e girerken birkaç yerde hafif ateşle karşılaşmaktan başka bir olay olmaz, Kordonboyu’ndan geçerken bir İngiliz müfrezesi tarafından selamlanırlar. Türk bayrağı Hükümet Konağına ve Kadifekale’ye çekilir.
Savaşın kaybedildiğini, yakalanacağını anlamıştır ve altınları yanında götürme şansı da yoktur.Yunanlı komutan Elpidios, karavanaya doldurduğu altınları, bulunduğu evin bodrum kısmındaki arka odalardan birine çukur açarak doldurur.İki askerine odanın zeminini komple betonla kapattırır.Altınların orada bulunduğunu bilen ve beton işinde çalışan askerlerini de öldürür.”- Artık dışarı çıkarak teslim olma zamanı geldi…” diye iç geçirir.Zaferi kaybeden mazlum asker edasıyla, Türk askerlerine teslim olur.18 Eylül 1922 tarihine kadar yapılan Takip Harekâtı ile bütün Batı Anadolu’daki Yunan askerleri sınırların dışına çıkarılmıştır.
Baskından sağ kurtulan Kara Hasan, atıyla dağa çocukların yanına çıkınca Ruşen sorar;
“- Hasan amca kurtardınız mı kardeşlerimi, anamı? …Babam nerde o gelmedi mi?
Kara Hasan üzgün bir vaziyette ağlayarak, Ömer ve Ruşen’ e sarılır.
“-Bundan böyle ikinizin de hem anası, hem babasıyım evlatlarım… Vatan Sağ olsun”
Yazan:Sedat ERDOĞDU
AKASI YARIN-3.BÖLÜM-***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
Salına salına yürüyerek Kahvehaneye girer.Bir anda bütün köylü milleti dikkat kesilir ve karşılarında gördükleri güzellik karşısında irkilirler.İçerisi sigara dumanıyla kaplı ve hafif karanlıktır.Güneş gibi süzülerek siyah gözlüklerini çıkarır.Sarı uzun saçlarını hafifçe sallayarak, boş bir masaya ilişir. uzunca oturacakmış gibi sırt çantasını da masanın üzerine koyar.Arkasından gelen kısa sarı saçlı kadınla, yabancı kelimeler konuşarak gülüşürler…
Kahvehanenin sahibi, biri genç, biri orta yaşı geçkin kadının yanına gelir.Şaşkın şakın Onlara bakarak, gülümser ve sorar;
“- Buyurun hanımefendiler ne içersiniz? ..”
Kız cevap verir;
- Ben var yabanci…Gezmeye geldi Türkiye…Sizin köy çok guzel, otel vardir? Ben ve annem birkaç gun kalmak istiyor sizin buralarda…”
“- Otel yok köyümüzde, vallahi sen pirinç tanesi gibi kızsın.İki güzel kadın buralarda fazla dolaşmayın… Allah etmesin, başınızakötü işler gelir! ..” Bu arada kahvede bulunan erkekler, hayran hayran konuşmaları dinleyerek, bacak bacak üstüne atmış kızı ve anasını izlerler…Kendi aralarında gülüşerek fısıldaşırlar…Kahveci sorar;
“- Adınız ne, hangi ülkedensiniz Madame! …”
“- Adim Kallista, bu da benim anne Dasha…Biz komşii… Meriç’ in öte yakasindaniz.Otel yoksa sırt çantalarimizda çadir var…Soğuk iki limonata ver bize şimdi! …”
Sarı saçları, yeşil gözleri, incecik yüzü ve düzgün burnuyla tam bir afeti devran gibidir.Sıcaktan terlemiş boynundan aşağı, yuvalarından fırlayacakmış gibi duran göğüslerinin arasına terler sızarken kahveci tekrar bir limonata daha getirir ve eğilerek ağzının suları aka aka kıza sunar ve gülerek…
“- Buyrun pirinç tanesi…Bu da benden olsun…Yunan’ da olsanız komşusunuz.Bizler misafirperver bir halkızdır.Sizin gibi düşmanlar, dostlar başına…”
Limonatalarını içen genç kız ve annesi daha sonra sırt çantalarını da omuzlarına takarak dışarıya çıkarlar.Arkalarından kahvedeki bütün erkekler peşlerine düşer….İlgiden hoşlanan Kız, gözlerini yandan süzerek çapkınca göz süzer….Köy meydanındaki Caminin yanında, çok eskiden yapıldığı sadece kitabesinden belli olan bir çeşmenin yanına varırlar.Genç kız, eğilip bir tas su içer sonra suyu avuçlarına dökerek yüzünü ve göğüslerini serinletir… Kitabesinde yazılı Arapça yazıları okuyamaz köylülere sorar;
“- Bu Arapça yazılarida ne yaziyor? ..”
Köylülerden biri atılır bıyıklarını burarak cevap verir;
“- Fıstık gibisin yavrum yazıyor anammm! …”Köylüler kahkahalarla gülerler.
Kızı ve annesini gören köylü kadınlar utanarak yüzlerini gizlerler, oyun oynayan çocuklar “- Turisttt turisttt..”, diyerek ana ve kızın peşlerine düşerler.Bildikleri çat pat İngilizceleri ile soru sorarlar. Kız düzgün İngilizce ile cevap verince, çocuklar yabancı dil konuşmanın mutluluğu içerisinde çevreye hava atarlar…Artık hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştır.Daha önceden köylü bir çocuktan yerini sorarak öğrendikleri, Kara Hasan’ ın evinin bahçesine çadırlarını kurarlar…Köylüler kendi kendine konuşurlar;
“- Ohhhh buldular Abaza Kara Hasan’ ın evinin bahçesini, yan gelir yatarlar…”
Köylüler yavaş yavaş dağılınca, ortalıkta kimse kalmaz. Sulama havuzu kenarındaki atların su içtiği yalakta duş alan ana kız, daha sonra iki ağaç arasına bağladıkları ipin üzerine yıkadıkları iç çamaşırlarını serip çadırlarına girerler.
Yazan:Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN-4.BÖLÜM- ***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
Ana kız kendi aralarında Rumca konuşmaya başlarlar.
“- Kallista Türkçeyi iyi söktün kızım aferin sana.Ben daha öğrenemedim, çok zor bir dil.Fakat burada bir hafta daha kalırsam öğreneceğim galiba…Kahvehanedeki Türk erkekleri nasıldı? Hepsinin gözleri üzerimizdeydi değil mi? …Eee bu kadar açık saçık giyinirsek bizim Rum erkekleri de böyle bakarlardı tabi…”
“- Evet anne…Türk erkeklerinin sima olarak yapıları, aynı bizim rum erkeklerine benziyor.Ben bir fark göremedim.Hatta daha da yakışıklılar gibi geldi bana.Belki bir Türk erkeği bulur evlenirim ha ha ha…Tanrı yazdıysa bozsun! …”
“- Ölmüş baban Elpidios duymasın! ..Türklerden nefret ederdi.Of…şu altınları bu evden bir çıkarsak da alıp Atina’ ya geri dönsek. Zengin olursak bütün dünyayı dolaşırız kızım.İstediğimiz her şeye sahip oluruz.Babanın söylediğine göre bir karavana dolusu altın gömmüş.Altınlar, şu karşıdaki evin sağ arka alt odasının zemininde.Bu eve girmenin bir yolunu bulmalıyız…”
“- Tamam anne, gelmişken eli boş dönecek halimiz yok ya.Sabah ola hayr ola….Yarın eve girmenin bir çaresini buluruz.Ben şimdi kendi çadırıma uyumaya geçiyorum.Sana iyi geceler…”
“- İyi geceler Kallista…”
Kara Hasan ve Ruşen gece geç vakitte eve geldiklerinden dolayı, karanlıkta çadırları görmeden demir kapıyı açarak içeri girerler.Ruşen ziraat mühendisi olduğundan dolayı Torbalı’ da Zirai ilaçlar satan mağazasını çalıştırmakta ve Kara Hasan’ ın tarlalarında O’ na yardımcı olmaktadır.Kara Hasan’ a amca diye hitap eder ve adeta O’ na sıkı sıkıya bağlıdır.
“- Amca yarın Cumartesi…Ömer İzmir’ den gelecek.Nasıl özledim bir bilsen…”
“- Evet Ruşen oğlum, ben de çok özledim…İkiniz de adam oldunuz, mesleğinizi elinize aldınız.Ölmeden Birer de kız bulsanız da evlendirsek artık sizleri, torun torba sahibi olalım…Bak Hıdır’ ın kızı Gülcan güzel kız…Ne dersin hııı…Sana isteyelim mi babasından? ”
“- Neee O kız mı! …Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar O…Ben aşk adamıyım Hasan amcam aşkkk.Aşık olacağım kızı bekliyorum…”
Bu gidişle b..k aşık olursunuz siz…Ölme eşeğim ölme, yaz gelsin de yonca biçelim…”
“- Sen de hiç evlenmedin…Hayatını bizlere adadın.Sana da dul Keziban’ ı alalım ne dersin Hasan amca? …”
“- Si…ir len deyyus…O kaltak kocasını genç yaşta öldürdü.Kocası ölmeden başında saç kalmamıştı.Gözler fıldır fıldır dönüyor gözün kör mü senin? ..Beni de bir ayda öldürür O oynak karı! ..”
“- Sen de evde kaldın desene! ..Hadi iyi geceler ben odama geçiyorum Amcam benim.”
Sabah erkenden arabasıyla İzmir’ den gelen Ömer, bahçedeki çadırları görünce merakla yaklaşır.İpe dizilmiş sütyenleri ve kilotları görünce çadırın fermuarını açar.Fermuarın sesiyle uyanan Kallista, kendisine tecavüz edeceğini sandığı Ömer’ e korkuyla saldırır ve yüzünü tırmalar.Canı yanan Ömer bağırır;
“- Of anam yandım..Siz de kimsiniz, bizim evin bahçesinde ne arıyorsunuz? ”
“- Ah pardon bu ev sizindir mi? Ben çok korktu …Ben ve anne burada kamp yapmak…” Bu arada kızının sesiyle uyanan Dasha, uykulu gözlerle Rumca olarak Ömer’ e bağırır çağırır ve çığlık atar…
Yazan:Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN-5.BÖLÜM- ***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
Ömer de yüzüne aldığı tırnak yaralarının acısıyla öfkeyle seslenir;
“- Burası kamp alanı mı defolup gidin başka yere, yoksa şikayet ederim sizi polise! ..”
Gürültü sesine uyanan Kara Hasan ve Ruşen koşarak pijamaları ile aşağı inerler.Kara Hasan sorar;
“- Hoş geldin oğlum bu ne hal, kim bu kadınlar? ..Bir de bizim bahçeye çadır kurmuşlar…Sen mi getirdin onları buraya? ..”
“- Siz görmediniz mi baba? Sabah geldiğimde onlar çadırlarının içinde mışıl mışıl uyuyorlardı! ..”
“- Kusura bakmayin siz, biz sizi rahatsiz ettik.Burasi çok güzeldi kamp kuralik istedik.Güvenceli yer sandik.İzin verirseniz birkaç gün kamp kuralik? İstemezseniz gideriz ne yapalik… “
Kızı görünce elektrik çarpmışa dönen Ruşen hemen atılır;
“- Zararı yok kalsınlar Hasan Amca.Yurdumuzun doğal güzelliklerini gezdiririz onlara..”
“- Ulen oğlum ağaçları mı gezdireceksin, gitsinler deniz kenarlarında gezsinler.Konu komşu ne der sonra…Almışlar elin avratlarını bahçede oynaşıyorlar demezler mi? …”
Dasha; “- Yok yok demezler…Biz var köylülerle tanişmak.Çok iyi biyikli adamlar olmak onlar.Bize limonate sunmak ve para almamak…Bize bu yeri onlar göstermek, sizin için güvencelidir demek…”
“- Peki ulen kalın bakalım birkaç gün.Fakat geceleri çadırdan dışarı çıkmak yok tamam mı! ..”
“- Tamam söz vermek biz..”
“- Karnınız açtır sizin? ..Gelin bakalım ön Teresa, kahvaltıyı hep birlikte yapalım.Ömer… oğlum şu kıza mutfağın yolunu göster de bir çay demlesin! ..Bakalım gavur çayı nasıl oluyor bir içelim…”
Ömer ve Kallista mutfağa girer ve kahvaltılık malzemeleri hazırlarlar.Kallista içinden;
”- Ben bu genç adamı kendime aşık edersem eve daha çok girip çıkabilirim! ..” diye söylenir ve O’ na cilveler yapmaya başlar.Mutfak rafından tabakları alırken, kendisine yardım etmesi bahanesiyle Ömer’ e sürtünme hareketleri yapar.Ömer’ in aklı başından gider ve hoşlanır.Kallista’ nın aklına bir fikir gelir ve sorar;
“- Ömer sen beni İzmir’ e götürmek ve gezdirmek bu gün? ..Ben İzmir’ i çok merak ediyor…”
“- Okey Kallista, yemekten sonra seni gezdireyim.Zaten İzmir bir saat ötede, uzak sayılmaz…Akşama geri döneriz.Peki annen ne olacak? Dur aklıma bir fikir geldi birazdan bizim günlük ev işlerimize yardımcı olan Hatice nine gelir.Onunla kalırlar…”
Terasta kahvaltılar hazırlanır ve yemek faslı başlar.Ruşen’ in gözleri Kallista’ nın üzerindedir.Daha ilk gördüğü andan itibaren kalbi pır pır etmiştir.Kara Hasan söylenir;
“- İyi ki bizim bahçeye çadır kurdunuz.Hayatımıza renk kattınız…Deyiverin gari nerden gelip nere gidiyonuz böyle? ..”
Yazan:Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN- BÖLÜM -6 -***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
Dasha, az bildiği türkçesiyle söze girer;
“- Biz gezmeye gelmek turist…Atina’ da oturmak biz…Komşi komşi…”
“- Ah o Yunanlılar ah…Savaşta kalleşçe benim karımı öldüren Elpidios’ u elime geçirsem, Bir kaşık suda boğacağım…İt soyu, kalleş komutan.Savaşta çocukları ve kadınlarımızı katletti.Haince kurduğu tuzaklarda, bir çok insan telef oldu.Tire’ deki Camiye yaptığı saldırıda kendi askerlerine bile acımadan öldürdü ve kaçtı gitti.İçim acıyor içim…Ruşen’in babasını bu baskında kaybettik.Ömer ve Ruşen’ i ben büyüttüm…”
Ruşen konuşmaya katılır;
“- Anamı ve iki kardeşimi Elpidios denen alçak esir aldı.Dağlara çıkan babama haber salmam ve Hasan Amca’ nın yakalanması şartıyla beni serbest bıraktı.Daha altı yaşında çocuktum.Bütün esirleri camide toplamış ve havaya uçurmuşar…”
Duydukları karşısında şoke olan ana ve kız, olanlara bir türlü inanamıyordu.Oysa ki babası savaş anılarında, hiç bu durumlardan söz etmemişti.Ballandıra ballandıra savaşı anlatır ve Türkler’ den nefretle söz ederdi.Acaba doğru muydu bu söylenenler…
“- Hayır olamaz, bir komutan bu kadar alçalamaz…İnanmamak var ben…”
“- İnan bana sarı kızım.Elpidios denen alçak adam, köylü kadınların boğazındaki beşibiryerdeleri ve kollarındaki bilezikleri de toplayıp, yükte hafif pahada ağır ne varsa alıp kaçtı…Topladığı her altının altında bir vahşet ve bir cinayet yatmaktadır…”
Kallista içinden seslenir; ”- Eğer ki babasının evin içine sakladığı altınlar, bilezik ve beşibiryerde ise bu söylenenler doğrudur…”
Ömer seslenir;
“- Yeter artık baba…Geçmiş geçmişte kaldı…Biz geleceğe bakalım…”
Bu sırada Evin işlerini yapmaya gelen Hatice nine, teras kısmında yabancı kadınları görünce bağırarak seslenir..”- Hoş gelmişsiniz…Köyümüze sefalar getirmişsiniz gaşşım…Bi isteğiniz vasa deverin…Ben içeri toplayım gari…Hasan’ ım şu sarı garı pek de güzel len…Hadi evlen evlen de kurtuluve yalnızlıktan ninem.”
“- Yok..yok…Hatice ninem bunlar turist turist…Gezmeye gelmişler köyümüze…”
“- Gezcek bi yer bulamamışla mı len bunlar…Şehirler duruken.Ben onları köyümüzün hamamını gezdirem gari…Şu evi bi toplayem olu mu? ..”
Yazan:Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN- BÖLÜM -7 -***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
Kallista;
“- Ömer beni bu gün arabayla İzmir’ e gezdirecek! ..”
Ruşen atılır;
”- Ben de geleyim sizle Kordonboyu yaparız…”
Kara Hasan;
“- Bak işte çocuklar İzmir’ e gidiyolar…Hatice nine de Dasha’ yı hamama götürsün de tellak Buçuk Huriye bi güzel ovsun he he he…Akşama misafirlere İmambayıldı, enginar dolması ve ısırganotu böreği yapıve …Hamama giderken de bahçeden elma, armut, incir, şefteli toplayın.Hamamda hararetinizi keser…”
“- Tamam paşam…yaprak sarması da sarıverim bari, bunlar gömemiştir böyle şeyler…”
Ömer, Ruşen ve Kallista arabaya atlayarak İzmir’ e doğru yola çıkarlar.Taksiyi Ömer kullanır.Ön koltukta Ruşen, arka koltukta Kallista otururlar.Yol boyunca uzanan selvi ağaçları, pamuk tarlaları güneş sağnağından nasiplenmekte ve tatlı bir esinti gönülleri şenlendirmektedir…Ömer için, tadına doyulmaz güzellikte bir gündür.Direksiyon aynasından, arkada oturan Kallista’ ya bakarak birbirlerine gülümserler.Bu arada Ruşen bir ege türküsü söyleyerek Kallista’ yı etkilemeye ve O’ na güzel latife sözlerde bulunarak kalbini kazanmaya çalışmaktadır.Kallista Ömer’ den çok hoşlanmıştır.Hiç ummadığı zamanda karşısına çıkan bu genç adam aklını başından almıştır.İçinden kendi kendine söylenir; “ – Bundan böyle asla, asla demeyeceksin Kallista…Daha önce bana deselerdi ki, bir Türk’ e aşık olacaksın! …Asla! … derdim.Oysa ki gerçekler, olduğundan farklıymış…Seviyorum galiba! ..”
Ruşen, geriye dönerek gülümseyen bir yüzle, ama delici bakışlarla Kallista’ nın gözlerine bakarak söylenir;
“- Size çok güzel olduğunuzu söyleyen oldu mu? ”
Bu sözden çok hoşlanan Kallista bir kahkaha atar…
“- Çok hoşsiniz Ruşen bey, tesekkür ederim…”
Nihayet sıcak bir yolculuktan sonra İzmir’ e girerler.İzmir’ in güzelliği karşısında Kallista büyülenir donar kalır.Konak’ ta arabayı park ederek dolaşmaya çıkarlar…Kordon’ da bir Cafenin dışarıdaki masasına oturur, soğuk biralarını yudumlarlar…Denizdeki gemileri ve Kordon’ da gezinen insanların güzelliği karşısında Kallista;
“- Ben var Anadolu’ da bu kadar güzel ve modern bir şehir beklemiyordu.Tam bir Avrupa…İnsanlar sımsıcak.Bana öğretti baba Türkler vahşi, gaddar…Alakası yokmiş.”
Yazan: Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN- BÖLÜM -8 -***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
Temmuzun ilk günleri ve hava çok sıcaktır. Uzun bir sohbetin ardından kahvelerini yudumlarlar. O sırada, denizden hafif bir rüzgâr çıkarak Kallistanın saçlarını dalgalandırır…. Bülbül şakımasını andıran tatlı bir müzik, sevda gözlü denizin çırpınarak kıyıya vuran köpükleriyle vals yapar sanki…Ömer, aylardır hastahane kokusu ve hasta yüzlerden sonra ilk kez gülümsediğini anlatır. Henüz kahvelerini yudumlamışlardır ki, yolun karşısında üç sokak çalgıcısı belirir…Ruşen onlara seslenerek yanlarına çağırır… Selam vererek yanaşırlar…. İçlerinden zayıf, uzun saçlı olanı Ruşen’ e dönerek; “_Ağabey çoktandır görünmüyon, iyi gördüm seni…” der ve kemanını boynunun arasına kıstırarak “Kadifeden kesesi” şarkısını çalmaya başlar. Diğer iki arkadaşı da darbuka ve cümbüş eşliğinde hem çalar hem söylerler…Kallista ne olduğunu anlayamadan, Ruşen elinden tutarak oynamaya kaldırır. Meğer bunlar Torbalı’ nın Çingene çalgıcılarıymış.Ruşen’ i de tanırlarmış…her gün Kordon’ a gelir yollarını bulurlarmış… Müziğin sesi, denizin kıyısında yükselen sıcak dağlara doğru yükselip uzanıp gider.Kallista ve Ruşen’ in sarmaş dolaş dans etmesi Ömer’ in bütün mutluluğunu alır götürür.Kallista Öyle mutlu, öyle mutludur ki, gözlerindeki ışık etrafı yakar…Unutulacak gibi değildir.Ömer İçi burkularak, hayranlıkla onların dans edişini seyreder.Bu kızın Bakışlarında çözemediği bir gariplik vardır. Bu zayıflığı ona yakıştıramaz. İçinden yükselen çığlıklar korku mudur, acıma mı kendisi de anlayamaz.
Hep birlikte deniz kıyısına inerek gemileri izlerler.Ömer için her şeyin bittiğini düşünmek, acı verir yüreğine. Konuşmamayı tercih eder.Göz ucuyla Kallista ve Ruşen’ in hareketlerini izler durur. Güçsüz ayakları yürümemekte ısrarcı davransa da İnancını yitirmemelidir.Ne garip, hem mutlu hem de huzursuz olmak! Geçmiş yeniden yazılabilseydi, ya da kaderi değiştirmek!
Fuar, Kemeraltı Çarşısı, Vapurla Karşıyaka, İnciraltı balık keyfi…Nihayet eve geri dönme vakti gelmiştir….
Yorucu günün sonunda Ruşen, gülümseyen bir yüzle, ama delici bakışlarla Kallista’ nın gözlerinin içine bakarak söylenir;
“- Ömer kardeşim, vallahi ben bu kızla evlenmek istiyorum.Şeker gibi bir kız….Sen ne dersin? ”
İşte bu söz Ömer’ in yıkıldığı bir andır. Ruşen’ in sözleri karşısında yutkunan Ömer, dikiz aynasından Kallista’ ya şaşkın şaşkın gözlerle bakar ve kızarak söylenir;
“- Kallista bir Hristiyan, sen kendi kendine gelin güvey oluyorsun.Bakalım kendisi senle evlenmek isteyecek mi? ..”
Bu konuşmalar karşısında Kallista, kendi iç muhasebesini yapmaktadır…”- işte aradığım fırsat tam karşımda…Ruşen’ le evlenirsem altınlar benim demektir…Evlenince türlü bahanelerle gerdeğe girmeyi geciktiririm…Daha sonra altınları çıkarır alır kaçar giderim! …”, diye düşünerek yüksek sesle! ..
“- Evet evet…Ben de senden çok hoşlandım.Var ben Türkiye’ de kalmak ve seninle evlenmek…”
Yüksek sesle söylediği bu sözlerden sonra, söylediğine bin pişman olan Kallista, utancından Ömer’ in yüzüne bakamaz.”
Ömer olup bitene bir anlam veremez ve şaşkın bir ifadeyle;
“- Ne diyelim…Madem evlenmek istiyorsunuz, Allah sizleri mesut ve bahtiyar etsin kardeşim…”
ARKASI YARIN- BÖLÜM -9 -***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
Kara Hasan, Dasha ve Hatice Nine evde yalnız kamışlardır.Hatice Nine ev işlerini yapmak için mutfağa girer.Kara Hasan ve Dasha konuşmaya dalarlar.Kara Hasan yıllardır kadınsızlığın verdiği muhabbetle, coşkuyla savaş anılarını anlatır. Anılar, geçmişin özlemi, içten gelen bir dua gibi, sessizliğin yalnız gölgesinde duvarlara yayılır. Sanki dün gibi, soğuk savaş yılları geçer gözlerinin önünden.Karısı aklına düşünce gözlerinden damlalar süzülür yanağına…. Zaman kim bilir daha neler gösterecek! .. Kim bilir hangi fırtınalarda savrulacak dört yapraklı yoncalar! ..”- Dasha… doğruyu söylemek gerekirse, karımı çok özlüyorum. Dostluğunu, arkadaşlığını, gülen gözlerini özlüyorum.Elpidios’ a kendini teslim etmediği için orada O’ nu vurmuş alçak…Elbet bir gün hepimiz İmamın kayığına bineceğiz…Bakalım öbür dünyada hesap verebilecek mi? ..”
Eline aldığı mendille Kara Hasan’ ın gözyaşlarını silen ve O’ na acıyarak bakan Dasha sorar;
” – Hasan, imamın kayığına binmek ne demek? ..”
“- Hepimiz ölümlüyüz demek.Bu dünya kimseye kalmayacak demek.Mal mülk, para pul, her şey yalan demek.İnsanları sevmek gerekir.Renk, dil, din, ırk ayırımı yapmadan sevmek…Ölüm her zaman yakınımızdadır, şimdilik imamın kayığı bizden uzak olsun! ..”
Eşinin yapmış olduğu zulum karşısında vicdanı sızlayan ve sözlerden çok etkilenen Dasha, dudaklarını Kara Hasan’ a uzatır… Kara Hasan, bir çocuk kadar yumuşak ve bir çocuk kadar sevecendir.Başlangıç ve son… Birbirine ne kadar yakın! .. Bazıları için zaman çabuk geçer derler, bazılarına yetmez. Bazıları için zaman yok gibidir. İşte hayat böyle bir rüyadır…
Dasha’ nın yüreği, çaresiz hastalığının pençesinde çırpınan bir kuş gibidir. Hasan’ ı görünce, gözlerindeki yıldızlar yeniden parlar.Umut çiçekleri açar, başka bir gezegende yol alıyor gibidir…Hayatının her anını doyasıya yaşamak istercesine sarılır Hasan’ ın çıplak vücuduna…İçeriden kapıyı kilitleyen Kara Hasan ve Dasha birlikte olurlar… Sevişmek, kayalardan inen her dalganın sesini dinlemektir onlar için…Dasha’ nın ruhunun derinliklerinde suskun, zifiri bir karanlık dolaşır durur. Ağaçlarının yaprakları üzerindeki çiğ damlalarını ilk defa görüyormuş gibi kilitlenir dudağı. İçindeki deniz sakindir. Pürüzsüz, masmavi bir kâğıt gibidir bakışları…. Güneş ışığı altında tatlı tatlı dalgalanan yelkenler, adeta birer kuğu kıvraklığı ile süzülürler gönlünden… Kapıyı açmakta zorlanan Hatice Nine, onları yalnız bırakarak öğleye kadar eve uğramaz.Sevinçten deliye döner.Yıllardır evladı kadar sevdiği Hasan’ ı artık bir kadına sevdalanmıştır.
Öğlene doğru eve gelen Hatice Nine, olan bitenin farkında değilmiş gibi davranarak Dasha’ ya;
“- Hadi hazırlan hamama gezmeye gidiyoz…Sarmaları yaptım, meyveleri torbaya koydum.Bir güzel eğlenelik…Köylü karılar seni merakla bekliyor gı…”
Mutluluktan havalara uçan Dasha, gülen yüz ifadesiyle Hasan’ a bakarak sorar;
“- Sen gelmiyorsun var Hamam? …”
“- Yok yok…Beni almazlar canım benim, karılar hamamı orası…Siz gidin güzel bir kese yaptırın eğlenin akşama görüşürüz! ..”
Yazan:Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN- BÖLÜM -10 -***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
Arabadan sevinçle inen Ruşen, Kallista’ nın elinden tutarak koşar adımlarla kapıdan içeri girer.Çocukların geldiğini gören Kara Hasan sorar;
“- Hoş geldiniz Ruşen oğlum.Nasıl geçti gününüz? İyi eğlenmişe benziyorsunuz! …Oooo maşallah pek de hızlısın Sarı kızın elinden filan tutmalar…N’ oluyor len kerata? ..”
“- Aşık oldum Ruşen amca aşık…Ben sizin de izninizi alarak Kallista ile evlenmek istiyorum! ..Müslüman olmayı da kabul etti…”
“- Oğlum sevenlere karşı gelinir mi heç…Hemen düğün hazırlıklarına başlayalım…Ömer…koş gel oğlum! .. Ruşen’ i evlendiriyoz gari, sıra sende…Yarın Pazar, önce Efes ve Meryemana’ ya gideriz…Sonra da Kuşadası’ na gezmeye götürelik bunları biraz dolaşıvesinler.Gezsin, gösünler…Barlar sokağında rakı içsin, şiş kepap yesinler… ”
Hatice nine, köy hamamına götürüp daha sonra komşu kadınların evlerinde misafir ettiği Dasha’ yı, hava kararınca eve bırakır;
“- Hasan’ ım… Hasan’ ım…Gelin kızımı sana teslim ediyom,ben evime gidiyom ninem…Hadi Allaha emanet olun yavrum…”
“- Hoş geldin datlım…Nasıl geçti günün beğendin mi köyümüzü? ..”
“- Köyünüz çok güzel komşiler bana börek açmak.Ben çok yemek ve şişmanlayacak burada! ..”
“- Şişmanla güzelim, kışın iyi ısınırız! ..Bu arada Ruşen’ le Kallista evlenmeye karar vermişler.Biz de evlenelim ne dersin? ”
“- Hasan sen çok yaman adam, ben seni çok seviyor…”
“- Ben de seni çok seviyorrr, ver bir dudak! ..”
Hasan Dasha’ yı öperken bu arada kapıda bunları gören Ruşen ve Kallista şaşkınlık içinde bunları seyrederler;
“- Hoooops ne oluyor burada amca? …Bakıyorum da sen bizden daha hızlıymışsın…Çifte düğün yaparız artık! ..”
“- Olamaz Anne, sen nasıl evlenirsin? Babama ihanet edemezsin! ..”
Dasha Rumca olarak konuşmaya başlar;
“- Seviyorum kızım…Hayatımda belki de ilk defa aşık oluyorum. Baban beni ondört yaşımdayken zorla kaçırıp tecavüz etmişti.Ben şikayette bulununca babanı hapse attılar.Askerlik kariyeri uğruna, hapisten kurtulmak için benle evlenmek zorunda kaldı.Benle evlenirse hapisten kurtulacaktı.Benim de namusum temizlenmiş olacaktı.Evlenmek zorunda kaldım.Baban benden yirmi yaş büyüktü.Yıllarca başka kadınların günahına girdi.Senin için katlandım…Sadece senin için.Ne olur aşkıma saygı göster… Bu arada sen de Ruşen’ le evlenmeye karar vermişsin? ..”
Yazan:Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN- BÖLÜM -11 -***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
“- Hayır anne, ben altınları çıkarmak için eve daha iyi girer çıkarım diyerek evlenmek istedim.Altınları alıp kaçmaktı niyetim…”
“- Hooppps nele konuşuyosunuz bi deyiverin gari…Konuşmalanızdan hiç bi şey anlamıyom.Türkçe konuşun Türkçe! ..”
“- Sen altınları al ve git kızım, ben burada Hasan’ ın yanında kalacağım.İstediğin zaman bizi görmeye gelirsin…”
Pazar günü iki araba Kuşadası’ na giderler.Akşama kadar birlikte eğlenirler.Ömer, babasının Dasha ile evlenme isteğine sevinir. İzmir’ e görevinin başına dönmesi gerektiğinden, izin isteyip arabasıyla yanlarından ayrılır.Yolda giderken, aklında hep Kallista vardır.Unutmak ister fakat aklından bir türlü silip atamaz…
Aradan bir hafta geçer.Düğün alışverişi için hep birlikte hafta sonu İzmir’ e giderler…Ana kız Alsancak’ taki gelinlik mağazasından gelinlik beğenirler.Düğün için ihtiyaç duyulan malzeme paketleri arabaya doldurulur.Dasha ne kadar mesut ise, Kallista o kadar hüzünlüdür.Yaptığının yanlış olduğunu hisseder.Nasıl davranacağına Karar veremez bir türlü…
Alınan malzemeler eve taşınır.Kallista bir an önce bu işe bir son vermek gerek diye düşünür.”- Yarın sabah altınları alıp gitmeliyim bu evden! ..”, diye söylenir.
Kara Hasan sabah erkenden Pamuk tarlasına işçilerin başına, Ruşen’ de Torbalı’ ya dükkanına gitmişlerdir.Eline bir kazma kürek alan Kallista, alt kattaki odanın önce rabıta tahtalarını söker ve daha sonra zemin betonunu delerek karavanayı bulur.Karavananın içindeki altınları eline alır.Karavana dolusu Kırmızı kurdelaya sıralanmış beşibiryerdeler, altın bilezikler… Yukarıda bulunan annesine Rumca seslenir;
“- Mama…çabuk aşağıya gel altınları çıkardım…”
Koşarak aşağıya gelen Dasha altınları eline alır ve onlara iğrenerek bakar. Her şey Kara Hasan’ ın anlattığı gibidir ve karavanayı olduğu yere bırakır.
“- Bunları alıp gitmemiz ikinci bir ihanet olur kızım.Yapamayız…Bunlarda babanın kanlı elleri duruyor.Hatice Nine eve gelmeden buradan gitmeliyiz! ..Hazırlan Atina’ ya geri dönüyoruz! ..”
“- Tamam anne, yalnız ben Ömer’ i seviyorum.O’ na gerçekleri anlatan bir not bırakmalıyım…’
Eline bir kağıt alan Kallista bütün gerçekleri olduğu gibi açıklayan bir notu altın dolu karavanın üzerine bırakır.
“ – Sana gerçekleri anlatmaya Fırsatım olmadı, aklım başımdan gitti.Altınlara kavuşunca her şeyi unuturum sandım.Aksine daha fazla üzülerek kanayan yarama tuz biber ekmişim. Kızdım kendi kendime…Ne kadar zayıfmışım, aman Allah’ım ben ne yapmışım? … Aradan zaman geçer belki beni unutursun.Acılarımı dindirmeye hazırlanıyorken, yeniden kamaştı yaralarım… Olan oldu bir kere. Yapılacak tek şey; seni seninle yalnız bırakmak, en kısa zamanda birini bulur evlenirsin unutursun.
Yüreğimden ağlayan çocuk sesleri geliyor.Yanaklarımdan süzülen damlaların yokuş aşağı inişlerini izliyorum şimdilik.Birlikte, gecenin geç bir vakti nasıl eğlendiğimizi düşündüm. Aşkımız nerededir şimdi? Bulutların tepesinde mi? Bizim göremediğimiz, onun bizi
ARKASI YARIN- BÖLÜM -12 -***KALLİSTA PİRİNÇ TANESİ***
gördüğü bir yıldız kümesinin ortasından sesleniyor da duymuyor muyuz? Belki de okyanusun en derin köşesinde istridye içinde saklanıyordur aşk… Belki gülümsüyordur, karşı tepelerden. Kim bilir, belki de hala son dansını düşünüyordur, o çok sevdiğin sirtakinin eşliğinde.Ben annenin katili Elpidios’ un kızıyım.Babamın ölmeden önce bize verdiği haritanın peşine düştük.Babamın evinize gömdüğü altınları çıkarmak ve ömrümüzün kalan kısmını rahat bir şekilde geçirmek için Türkiye’ ye geldik.Sizin iyi kalpli, güzel duygularınızdan yararlanıp altınlara kavuştuk.Beşibiryerdeler ve bu altın bileziklerde kanlı bir tarih yatıyor.Annem babanı, ben de seni çok seviyorum…Babamın yaptıklarından dolayı vicdanlarımız sızlayarak, sizlerden özür diliyoruz.Bu kanlı altınlara el sürmeden, sizlere bırakıp ülkemize geri dönüyoruz…Elveda Sevgilim beni affet! ..
“- Ömer, çabuk deyyus oğlum daha hızlı sür şu arabayı! ..”
“- Tamam baba, sen ne kadar seviyorsan ben de o kadar seviyorum.Hava alanına az kaldı…”
“ – Eğer bi gitmiş olsunlar yüzerek gide alır gelirim…Ruşen oğlum sen açıkta kaldın, sana da bir Rus kızı Katerina bulalım, Osmanlı padişahları gibi…Hee ne dersin len? ”
“- Zaten belliydi Kallista’ nın Ömer’ i sevdiği…Bundan böyle yengemdir! ..”
“- Sağol canım kardeşim benim.Az kalsın bi Kurtuluş iç savaşı daha çıkacaktı aramızda.Müttefik devletlüm benim…Sen iste canımı veririm! ..”
“- Bana alınan damatlık, sana olacak mı bakalım…Bak uçak kalkıyor! …He he he şaka yaptım..şaka yaptım…”
Kallista ve Dasha hava alanında bir masada oturmuş, uçağın kalkma saatini bekliyorlardır.Kalkma anonsu yapılınca yavaş yavaş hareket ederlerken Kara Hasan seslenir;
“- Dasha…gitme ne olur beni yalnız koma buralarda! ..Gel kim olursan ol yine gel…”
Ömer yıldırım hızıyla Kallistay’ ı kucağına alır;
“- Seni bir yere göndermem, benim pirinç tanem.Notunu aldım.Seni çok seviyorum…”
Kara Hasan kendi kendine söylenmeye başlar;
“- Hey Allahım şu yaptığın işe bak, Elpidios karımı öldürdü, ben de O’ nun karısını elinden aldım.Allahım sakın yanlış anlama bu bir intikam değil haaa…Cehennemden bakıp bakıp kıskanıyordur şimdi beni he he he….”
S O N BÖLÜM
Yazan: Sedat ERDOĞDU
Çok etkileyici ve çok güzeldi.Baştan sona mükemmel.
Sayın Sedat bey,
yazdığınız öyküyü şöyle bir okudum. Başlarda beim daha önce yaptığım Hortunalı Hamit araştırmasınadaki bilgilere benziyor. Hatta ve hatta kurduğum kelimeler dahi aynı. Baa bu konuda bilgi verirseniz sevinirim.